12 Mart 2013 Salı

Gölge Hırsızı ve Marc Levy

Marc Levy, adını hep duyduğum ama bugüne kadar kitaplarından birini okumanın kısmet olmadığı bir yazardı. Gölge Hırsızı, yazar ile tanışmak için güzel bir seçim oldu. Yazarın sayfalar arasında gezinirken sıkmadan anlatmak istediğini anlatması sayesinde Gölge Hırsızı'nı çok sevdim. Okurken hep büyük bir amaç bekledim, büyük bir olayın olmasını bekledim ama kitabın son sayfalarını çevirirken bile öyle bir olay olmaması önce beni hayal kırıklığına uğrattı. Ancak kitabı bitirdiğim zaman bu kitabın büyük bir olaya ihtiyacı olmadığını düşündüm. Yazar anlatmak istediğini kısa ve öz anlatmış. Ben, yazarın diğer kitaplarını okumak isteyecek kadar hem kitabı hem de yazarı sevdim.

Marc Levy











Marc Levy 1963 yılında Fransa’da doğdu. 17 yaşında Kızılhaç örgütüne katıldı, altı yıl gönüllü olarak hizmet verdi ve bir yandan da Paris-Dauphine Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürdü. Yirmi üç yaşında ülkesinden ayrılıp ikinci vatanı ABD’ye yerleşti. Yedi yıl sonra, iki arkadaşıyla birlikte bir mimarlık şirketi kurmak üzere Fransa’ya geri döndü. On yıl boyunca bu şirketi yönetti. 40 yaşına yaklaştığı günlerde, oğluna anlattığı hikâyeleri kâğıda dökmeye karar verince, ilk romanı Keşke Gerçek Olsa (Can Yayınları, 2001) ortaya çıktı. Dünya çapında büyük bir başarı elde eden kitap, aylarca çoksatar listelerinin başından inmedi ve otuza yakın dile çevrildi. Yazarın ikinci romanı Neredesin, ilkini aratmayacak bir başarıyla çok geçmeden 1 milyon satış rakamına ulaştı. 2003’te yayımladığı Sept jours pour une éternité (Bir Sonsuzluk İçin Yedi Gün) Fransa’da 2003’ün en çok satan romanı oldu. 2004’te yayımlanan La prochaine fois (Bir Dahaki Sefer), aşk, mizah ve masalsı öğelerle ördüğü romanlarının son halkası oldu. Bir kısa metraj filmi de (La lettre de Nabila) bulunan yazar, şu sıralar ilk uzun metraj filminin hazırlıklarıyla uğraşıyor ve Londra’da yaşıyor.

Gölge Hırsızı
















Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tanıtım yazısı...

“Sen benim gölge hırsızımsın; nerede olursan ol, seni bulacağım.”

Babası tarafından terk edilmiş, çocukluğu boyunca annesiyle birlikte sıradan bir kasabada yaşayan kahramanımızın özel bir yeteneği vardır: Peşine gölgeler takılır, ona hep bir şeyler fısıldar…

Yıllar geçmiş, bahçesindeki kestane ağaçlarının altında oturduğu okulunu, babasıyla annesinin birbirlerini sevdikleri zamandan kalma o soluk fotoğrafları ardında bırakarak yeni bir hayata başlamıştır. Ne var ki tekdüze hayatı ve bir türlü ismini koyamadığı ilişkisiyle içindeki özlemi dindirememekte, ona fısıldayıp duran gölgelerden bir türlü kurtulamamaktadır.

Bir kıyı kasabasına yolunun düştüğü bir gün, hüzün dolu geçmişinin, peşini bırakmayan gölgelerin sırrı yavaş yavaş çözülmeye başlar. Yıllar önce geldiği bu kumsalda, gölgelerinin birbirine karıştığı ilk aşkının izini bulacak ve onun peşine takılacaktır.

Belki de, bir sandığın içine sakladıkları o uçurtmayı yerinden çıkarmanın zamanı gelmiştir artık…

Gölge Hırsızı, ardımızda bırakamadığımız anları, anıları ve aşkları anlatıyor. Yani peşimize takılan, kurtulamadığımız gölgeleri…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder